Masallar4 Yaş Masalları5 Yaş Masalları6 Yaş Masalları7 Yaş Masalları8 Yaş Masalları9 Yaş MasallarıKlasik Masallar

Ay Işığındaki Kayıp Taç

Ay Işığındaki Kayıp Taç

ay ışığındaki kayıp  taç, bir zamanlar uzak diyarlardaki küçük bir krallıkta herkesin merak ettiği eski ve değerli bir sırdı.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yüksek dağların ardından uzanan yemyeşil bir vadide küçük ve huzurlu bir krallık varmış. Bu krallıkta insanlar birbirlerine yardım eder, çocuklar sokaklarda neşeyle oynar, akşam olduğunda ise herkes evine dönüp aileleriyle güzel vakit geçirirmiş.

Krallığın ortasında, beyaz taşlardan yapılmış eski bir saray bulunurmuş. Sarayın en yüksek kulesinde ise yalnızca geceleri görünen, gümüş renkli küçük bir pencere varmış. İnsanlar o pencerenin ardında yıllardır saklanan gizemli bir eşya olduğunu söylerlermiş.

Bu eşyanın adı ay ışığındaki taçmış.

Ancak bu taç, altından ya da değerli taşlardan yapılmış sıradan bir taç değilmiş. Rivayete göre onu yalnızca kalbi iyilikle dolu olan biri görebilirmiş. Taç, sahibine büyük bir güç vermek yerine ona doğru olanı yapabilme cesareti verirmiş.

Bu krallıkta Lina adında küçük bir kız yaşarmış. Lina çok meraklı, nazik ve yardımsever bir çocukmuş. Her gece uyumadan önce annesi ona eski masallar anlatırmış. Lina da masalları dinlerken gözlerini kapatır, kendini uzak diyarlarda, sihirli ormanlarda ve büyük şatolarda hayal edermiş.

Bir gece Lina, annesinin anlattığı hikâyeyi dinledikten sonra yatağına uzanmış. Tam gözlerini kapatacakken penceresinden içeri hafif bir ışık süzülmüş.

Lina şaşkınlıkla doğrulmuş.

Pencerenin önünde küçük, beyaz tüylü bir kuş duruyormuş.

Kuş başını eğmiş ve tatlı bir sesle konuşmuş:

“Lina, korkma. Sana yardım istemek için geldim.”

Lina biraz şaşırmış ama korkmamış.

“Ne oldu?” diye sormuş.

Kuş kanadını pencereden dışarı doğru uzatmış.

“Sarayın kulesindeki ay ışığındaki taç kayboldu. Fakat onu arayan herkes, tacın nerede olduğunu bulmaya çalışırken kendi korkularına yenildi. Senin yardımına ihtiyacımız var.”

Lina bir süre düşünmüş. Gece olmuştu ve yatağı sıcacık, yastığı da çok rahattı. Ama sonra annesinin ona sık sık söylediği bir sözü hatırlamış:

“İyilik yapmak için her zaman büyük şeyler yapman gerekmez. Bazen küçük bir adım bile birinin hayatını güzelleştirir.”

Lina gülümsemiş.

“Peki,” demiş. “Ama bu yolculukta yalnız olmayacağım, değil mi?”

Kuş sevinçle kanatlarını çırpmış.

“Hayır. Ben senin yanındayım.”

Lina paltosunu giymiş, sessizce evin kapısından çıkmış ve kuşun peşinden yürümeye başlamış. Ay, gökyüzünde parlak bir lambaya benziyor, yıldızlar da sanki küçük küçük göz kırpıyormuş.

Bir süre sonra büyük bir ormana ulaşmışlar.

Ormanın girişinde yaşlı bir kaplumbağa oturuyormuş. Kaplumbağa yavaşça başını kaldırmış.

“Nereye gidiyorsunuz böyle?” diye sormuş.

Lina olanları anlatmış.

Yaşlı kaplumbağa derin bir nefes almış.

“Tacın yolunu bulmak istiyorsanız önce üç küçük sınavdan geçmelisiniz. Ancak bu sınavlarda güçlü olmak değil, doğru davranmak önemlidir.”

Lina kabul etmiş.

İlk sınav, küçük bir derenin yanında başlamış. Derenin karşısına geçmek isteyen iki tavşan varmış. Fakat taşların üzerinde yalnızca bir tavşanın geçebileceği kadar yer bulunuyormuş. Tavşanların ikisi de önce geçmek istiyor, bu yüzden tartışıyorlarmış.

Lina onları dikkatlice dinlemiş.

Sonra gülümseyerek, “Biriniz önce geçsin, diğeri de ardından gelsin. Beklemek bazen zor olabilir ama arkadaşımızın hakkına saygı göstermek önemlidir,” demiş.

Tavşanlar Lina’yı dinlemiş ve sırayla karşıya geçmişler.

Kaplumbağanın sesi uzaktan duyulmuş:

“İlk sınavı geçtin. Sabırlı olmayı ve adil davranmayı bildin.”

Lina ile beyaz kuş yollarına devam etmiş.

Bir süre sonra eski bir köprüye ulaşmışlar. Köprünün üzerinde küçük bir tilki oturuyormuş. Tilki ağlıyormuş.

“Neden ağlıyorsun?” diye sormuş Lina.

Tilki burnunu silmiş.

“Arkadaşlarımla saklambaç oynarken yanlışlıkla onların yuvasındaki sepeti devirdim. Çok kızacaklarından korkuyorum. Bu yüzden saklanıyorum.”

Lina tilkinin yanına oturmuş.

“Hata yapmak kötü biri olduğun anlamına gelmez,” demiş. “Önemli olan hatanı fark etmek ve düzeltmeye çalışmaktır.”

Tilki bir süre sessiz kalmış.

“Peki ya beni affetmezlerse?”

“Yine de doğru olanı yapmış olursun.”

Tilki cesaretini toplamış ve Lina ile birlikte arkadaşlarının yanına gitmiş. Sepeti onarmış, yaptığı için özür dilemiş. Arkadaşları da onun üzgün olduğunu görünce ona sarılmışlar.

Lina ikinci sınavı da geçmiş.

Yolculuk devam ederken gökyüzü daha da kararmış. Lina biraz yorulmaya başlamış. Tam bu sırada sarayın yüksek kuleleri görünmüş.

Fakat sarayın kapısında büyük ve karanlık bir gölge duruyormuş.

Lina ilk kez biraz korkmuş.

Beyaz kuş ona yaklaşmış.

“Korkmak normaldir,” demiş. “Cesaret, hiç korkmamak değildir. Korktuğunda bile doğru adımı atabilmektir.”

Lina derin bir nefes almış.

Gölgeye doğru yürümüş.

Yaklaştıkça gölgenin aslında yaşlı bir bahçıvan olduğunu fark etmiş. Adam, bahçedeki fenerleri yakmaya çalışıyormuş ama elindeki fener kırılmış.

“Bana yardım eder misin?” diye sormuş yaşlı bahçıvan.

Lina hemen yardım etmiş. Yakındaki küçük taşları dikkatlice yerleştirerek feneri düzeltmiş. Sonra beyaz kuş kanatlarını çırpmış ve fener yeniden ışık saçmaya başlamış.

Yaşlı bahçıvan gülümsemiş.

“Üçüncü sınavı da geçtin. Korkunun ardında bazen sandığımızdan çok farklı şeyler olabilir.”

Sarayın kapıları yavaşça açılmış.

Lina ve kuş, uzun merdivenlerden yukarı çıkmışlar. En sonunda gümüş renkli pencerenin bulunduğu kuleye ulaşmışlar.

Odanın ortasında küçük bir masa varmış.

Fakat masanın üzerinde taç yokmuş.

Lina etrafına bakmış.

“Burada hiçbir şey yok.”

Tam o anda beyaz kuş konuşmuş:

“İyi bak.”

Lina gözlerini kapatmış ve yol boyunca yaşadıklarını düşünmüş. Tavşanlara yardım etmişti. Tilkiye hatasını düzeltmesi için cesaret vermişti. Korktuğu halde bahçıvana yardım etmişti.

Ay Işığındaki Kayıp Taç

Gözlerini açtığında masanın üzerinde yavaş yavaş parlak bir ışık oluşmaya başlamış.

Işığın içinden ay ışığındaki taç ortaya çıkmış.

Taç çok gösterişli değildi. Üzerinde büyük mücevherler yoktu. İncecik gümüş dallardan yapılmış gibi görünüyordu. Ortasında ise küçük bir yıldız parlıyordu.

Lina ona yaklaşmış.

Tam tacı eline alacakken beyaz kuş şöyle demiş:

“Bu tacın gerçek gücü, onu takmakta değil.”

Lina başını kaldırmış.

“Peki nedir?”

“İyiliği seçebilmek, hata yapanı anlayabilmek, korktuğunda yardım isteyebilmek ve başkalarına destek olabilmek.”

Lina tacı başına koymamış. Onu tekrar masanın üzerine bırakmış.

“Bu taç burada kalsın,” demiş. “Belki bir gün başka bir çocuk da buraya gelir ve kendi içindeki iyiliği fark eder.”

O anda oda sıcak ve yumuşak bir ışıkla dolmuş.

Beyaz kuş gülümsemiş.

“Gerçekten de tacı bulmayı hak ettin.”

Lina eve döndüğünde annesi onu yatağında uyurken bulmuş. Lina’nın yüzünde huzurlu bir gülümseme varmış.

Sabah olduğunda Lina gözlerini açmış ve gece yaşadıklarını düşünmüş. Her şey bir rüya mıydı, yoksa gerçekten saraya gitmiş miydi?

Penceresinin kenarında küçücük, beyaz bir tüy duruyormuş.

Lina tüyü eline almış ve gülümsemiş.

O günden sonra Lina ne zaman zor bir durumla karşılaşsa, ay ışığındaki taç ona verdiği en önemli dersi hatırlarmış: İyilik, insanın içinde büyüttüğü en değerli hazinedir.

Ve Lina her gece yatağına uzandığında, annesinin sesiyle yeni bir masal dinlerken huzurla gözlerini kapatırmış. Çünkü artık biliyormuş ki en güzel yolculuklar bazen gözlerimizi kapattığımızda başlarmış.

Masalın ana fikri: İyilik, dürüstlük, paylaşmak ve cesaret; insanın sahip olabileceği en değerli güçlerdir.

Editör Notu

Bu klasik uyku masalı, çocukların sakinleşerek uykuya hazırlanmasına yardımcı olurken iyilik, dürüstlük, sabır ve cesaret gibi değerleri sıcak ve anlaşılır bir hikâye içinde anlatmak amacıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu