Sesini Kaybeden Müzik Kutusu
Sesini Kaybeden Müzik Kutusu

Sesini Kaybeden Müzik Kutusu Masalı
Sesisin kaybeden müzik kutusu , Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, taş sokakları, küçük dükkânları ve rengârenk evleriyle ünlü Çınarlı Kasabası adında güzel bir yer varmış.
Kasabanın en eski sokağında küçücük bir oyuncakçı bulunurmuş.
Dükkânın tabelasında:
“Neşeli Oyuncaklar”
yazarmış.
Dükkânın sahibi Salih Usta, yıllardır tahta arabalar, bez bebekler, kuklalar ve oyuncak trenler yaparmış.
Fakat dükkândaki en eski oyuncak, vitrinin en üst rafında duran küçük bir müzik kutusuymuş.
Kutunun üzerinde altın renkli yıldızlar, mavi bulutlar ve küçücük bir ay resmi varmış.
Kapağı açıldığında içinde pembe elbiseli küçük bir balerin dönmeye başlar ve tatlı bir melodi çalarmış.
Müzik kutusunun adı Melodi‘ymiş.
Fakat hiç kimsenin bilmediği bir şey varmış.
Dükkândaki oyuncaklar geceleri konuşabiliyormuş.
Oyuncakçıdaki Gece
Her akşam Salih Usta dükkânı kapatıp evine gidince oyuncaklar canlanırmış.
Tahta tren rayların üzerinde dolaşırmış.
Bez bebekler çay partisi yaparmış.
Kuklalar küçük gösteriler düzenlermiş.
Gecenin sonunda ise bütün oyuncaklar Melodi’nin çevresine toplanırmış.
Melodi kapağını açar ve güzel şarkısını çalarmış.
Tahta askerler ritim tutar, bebekler dans eder, oyuncak ayılar sallanarak müziği dinlermiş.
Bir gece yine herkes Melodi’nin çevresinde toplanmış.
“Haydi Melodi, şarkımızı çal!”
Melodi gururla kapağını açmış.
İçindeki balerin dönmeye başlamış.
Ama…
Hiç ses çıkmamış.
Melodi şaşırmış.
Kapağını kapatıp yeniden açmış.
Balerin dönmüş.
Yine sessizlik.
“Şarkım nerede?”
Melodi’nin Üzüntüsü
Oyuncaklar şaşkınlıkla birbirlerine bakmışlar.
Tahta tren Çufçuf:
“Belki biraz dinlenmen gerekiyordur,” demiş.
Bez bebek Lale:
“Yarın yeniden denersin.”
Fakat Melodi çok üzülmüş.
“Ben bir müzik kutusuyum. Müzik çalamazsam ne işe yararım?”
Oyuncak ayı Ponpon hemen:
“Sen yalnızca şarkından ibaret değilsin.”
demiş.
Ama Melodi onu dinlememiş.
“Yıllardır herkes beni müziğim için seviyor.”
O gece diğer oyuncaklar oyunlarına devam etmişler.
Melodi ise vitrinin köşesinde sessizce durmuş.
İlk kez oyuncakçı ona çok sessiz gelmiş.
Salih Usta’nın Kontrolü
Ertesi sabah Salih Usta dükkâna gelmiş.
Her zamanki gibi oyuncakların tozunu almış.
Müzik kutusunu eline alıp kapağını açmış.
Balerin dönmüş ama ses çıkmamış.
“Demek sonunda sen de yoruldun.”
Salih Usta küçük tornavidalarını çıkarmış.
Kutunun altını açmış.
Çarklarını kontrol etmiş.
“Hmm… mekanizmanda önemli bir sorun görünmüyor.”
Biraz yağ sürmüş.
Vidaları sıkmış.
Tekrar denemiş.
Yine ses yokmuş.
“Bu biraz zaman alacak galiba.”
Müzik kutusunu çalışma masasının üzerine bırakmış.
Melodi daha da üzülmüş.
“Salih Usta bile beni tamir edemedi.”
Gece Yarısı Yolculuğu
O gece Melodi bir karar vermiş.
“Şarkımı kendim bulacağım.”
Masadan aşağı inmek kolay değilmiş.
Çufçuf tren raylarını masaya kadar uzatmış.
Ponpon aşağıda beklemiş.
Lale de küçük bir ip getirmiş.
Arkadaşlarının yardımıyla Melodi yere inmeyi başarmış.
“Biz de seninle gelelim,” demiş Lale.
Melodi:
“Bu benim sorunum.”
Ponpon başını sallamış.
“Ama arkadaşların sorun yaşadığında yanında olmak bizim seçimimiz.”
Böylece dört oyuncak gece yarısı dükkândan çıkmış.
Melodi’nin kaybolan şarkısını aramaya başlamışlar.
Saatçinin Dükkânı
Sokağın karşısında eski bir saatçi dükkânı varmış.
Dükkânın içinde yüzlerce saat bulunuyormuş.
“Tık tak, tık tak, tık tak…”
Oyuncaklar küçük bir pencereden içeri girmişler.
Duvarın ortasında kocaman bir saat duruyormuş.
Adı Bay TikTak‘mış.
Melodi:
“Şarkımı kaybettim. Burada olabilir mi?”
Bay TikTak düşünmüş.
“Şarkılar saatler gibi değildir. Bir yere düşüp bulunmazlar.”
“Peki nerede aramalıyım?”
“Önce sesleri dinlemeyi öğrenmelisin.”
Melodi şaşırmış.
“Ben yıllardır müzik çalıyorum.”
Bay TikTak:
“Müzik çalmakla dinlemek aynı şey değildir.”
Sonra yeniden sessizleşmiş.
“Tık… tak… tık… tak…”
Melodi ilk kez saatin ritmini dikkatle dinlemiş.
Aslında bu da küçük bir melodiye benziyormuş.
Fırındaki Ritim
Dört arkadaş yollarına devam etmiş.
Kasabanın fırınının önünden geçerken içeriden sesler geliyormuş.
Fırıncı sabah ekmeklerini hazırlamak için erkenden işe başlamış.
Hamuru yoğuruyormuş.
“Pat… pat… pat…”
Tepsiyi masaya koyuyormuş.
“Tak!”
Fırının kapağını açıyormuş.
“Gıcır…”
Melodi durmuş.
“Bunlar da müziğe benziyor.”
Çufçuf:
“Belki de müzik yalnızca müzik kutularından çıkmıyordur.”
Melodi ilk kez bunu düşünmüş.
Yollarına devam etmişler.
Yağmurun Şarkısı
Tam meydana geldiklerinde yağmur başlamış.
“Pıt.”
“Pıt pıt.”
Sonra biraz hızlanmış.
“Pıtırt pıtırt pıtırt…”
Oyuncaklar büyük bir ağacın altına saklanmışlar.
Melodi yağmurun yapraklara düşmesini dinlemiş.
Farklı yapraklardan farklı sesler çıkıyormuş.
Büyük yaprak:
“Pat!”
Küçük yaprak:
“Pit!”
Su birikintisi:
“Şıp!”
Melodi gülmeye başlamış.
“Yağmur şarkı söylüyor!”
Ponpon:
“Belki de hep söylüyordu.”
“Ben neden daha önce duymadım?”
Lale:
“Çünkü hep kendi şarkını dinliyordun.”
Melodi bir an sessiz kalmış.
Belki de Lale haklıymış.
Küçük Kızın Ninnisi
Oyuncaklar dükkâna dönmek üzereyken bir evin açık penceresinden hafif bir ses duymuşlar.
Küçük bir kız oyuncak bebeğine ninni söylüyormuş.
Sesi mükemmel değilmiş.
Bazen notaları kaçırıyor, bazen sözleri unutuyormuş.
Ama şarkı çok sıcakmış.
Melodi uzun süre dinlemiş.
“Ne kadar güzel.”
Çufçuf:
“Ama senin eski şarkın kadar kusursuz değil.”
“Değil.”
“Öyleyse neden güzel?”
Melodi biraz düşünmüş.
“Çünkü… içten.”
İşte o anda Melodi önemli bir şey anlamış.
Müzik yalnızca doğru notalardan oluşmuyormuş.
Bir ritim, bir duygu, hatta yağmurun sesi bile müzik olabilirmiş.
Dükkâna Dönüş
Sabah yaklaşırken dört arkadaş oyuncakçıya geri dönmüş.
Melodi yeniden Salih Usta’nın masasındaki yerine çıkmış.
Diğer oyuncaklar:
“Şarkını buldun mu?” diye sormuşlar.
Melodi:
“Hayır.”
Herkes üzülmüş.
Ama Melodi gülümsüyormuş.
“Fakat başka şarkılar buldum.”
O gece duyduğu bütün sesleri anlatmış.
Saatlerin tıkırtısını…
Fırıncının hamur yoğurmasını…
Yağmurun yapraklara düşüşünü…
Küçük kızın söylediği ninniyi…
Oyuncaklar hayranlıkla dinlemişler.
Ponpon:
“Demek yolculuğun boşuna değildi.”
“Kesinlikle değildi.”
Kayıp Nota
Ertesi sabah Salih Usta yeniden müzik kutusunu incelemiş.
Bu kez büyüteciyle mekanizmanın en küçük bölümüne bakmış.
Birden:
“Aha!”
demiş.
Çarkların arasına küçücük bir kumaş ipliği sıkışmış.
İpliği dikkatlice çıkarmış.
Kutuyu kurmuş.
Kapağını açmış.
Ve…
“Tin… tin… tiriri tin…”
Melodi yeniden çalmaya başlamış!
Salih Usta sevinmiş.
“İşte oldu!”
Melodi de çok mutluymuş.
Şarkısı geri gelmişti.
Ama artık eskisi gibi çalmıyormuş.
Daha doğrusu şarkısı aynıymış ama Melodi değişmiş.
Oyuncakların Yeni Orkestrası
O gece bütün oyuncaklar yine Melodi’nin çevresine toplanmışlar.
“Haydi, bize şarkını çal!”
Melodi kapağını açmış.
Müzik başlamış.
Fakat birkaç saniye sonra:
“Durun,” demiş.
Herkes şaşırmış.
“Ne oldu?”
“Bu kez yalnız çalmak istemiyorum.”
Çufçuf’a dönmüş.
“Sen tekerleklerinle ritim tut.”
“Çuf çuf, tak tak!”
Ponpon’a dönmüş.
“Sen ellerini birbirine vur.”
“Pat pat!”
Lale küçük tahta kaşıkları bulmuş.
“Ben de bunlarla çalayım.”
Kuklalar ayaklarıyla ritim tutmuş.
Tahta askerler masaya hafifçe vurmuş.
Melodi de kendi şarkısını çalmaya başlamış.
Ortaya daha önce oyuncakçıda hiç duyulmamış bir müzik çıkmış.
Bazen biraz karışık…
Bazen komik…
Ama çok neşeliymiş.
Melodi’nin Öğrendiği Şey
Günler geçmiş.
Melodi’nin sesi bir daha kaybolmamış.
Fakat artık her gece yalnızca kendi şarkısını çalmıyormuş.
Bazen pencereden gelen yağmuru dinliyormuş.
Bazen Çufçuf’un tekerleklerinin ritmine eşlik ediyormuş.
Bazen de hiç müzik çalmadan arkadaşlarının anlattığı hikâyeleri dinliyormuş.
Bir gece Lale:
“Sesini kaybettiğin geceyi hatırlıyor musun?” diye sormuş.
Melodi:
“Hatırlıyorum.”
“Çok üzülmüştün.”
“Çünkü değerimin yalnızca müzik çalabilmemden geldiğini sanıyordum.”
Ponpon:
“Şimdi ne düşünüyorsun?”
Melodi biraz düşünmüş.
Sonra gülümsemiş.
“Bir şeyi iyi yapabilmek çok güzel. Ama onu bir süre yapamadığımızda değerimiz kaybolmaz.”
O günden sonra oyuncakçıdaki herkes Melodi’nin bu sözünü hatırlamış.
Çünkü bazen insanlar da bir konuda başarısız olduklarında ya da eskiden kolayca yaptıkları bir şeyi yapamadıklarında kendilerini yetersiz hissedebilirmiş.
Oysa herkesin değeri tek bir yeteneğe bağlı değilmiş.
Ve bazen kaybettiğimizi düşündüğümüz bir şey, bize daha önce hiç fark etmediğimiz başka güzellikleri gösterebilirmiş.
Melodi sesini kaybettiğinde şarkısını bulamamıştı.
Ama bütün dünyanın aslında küçük melodilerle dolu olduğunu keşfetmişti.
Tık tak…
Pıt pıt…
Şıp şıp…
Çuf çuf…
Ve bazen en güzel müziği duyabilmek için yalnızca biraz sessiz kalıp dinlemek gerekiyormuş.
Gökten üç müzik notası düşmüş. Biri kendi yeteneklerine güvenenlere, biri arkadaşlarını dinleyenlere, biri de bu masalı sonuna kadar okuyan çocuklara gitmiş.

Masalın Verdiği Mesaj
Sesini Kaybeden Müzik Kutusu Masalı; bir insanın değerinin yalnızca sahip olduğu tek bir yetenekle ölçülemeyeceğini anlatır. Bazen yapabildiğimiz bir şeyi geçici olarak yapamayabiliriz. Böyle zamanlarda yeni şeyler keşfetmek, çevremizi dinlemek ve arkadaşlarımızın desteğini kabul etmek bize farklı yollar gösterebilir.




